LAMİYƏ ŞİRVANZADƏNİN ŞEİRLƏRİ

LAMİYƏ ŞİRVANZADƏNİN ŞEİRLƏRİ
Nehir ve Kadın
Kıyılardan öksüz kalmış
Bu nehri birisi içti
Çatlak çatlak sinesine gün sızıyor
Unutulmuş evler gibi
Darmadağın yatağından kadınların
Otuz yıldır açılmayan sandığında dönüp duran
Süt beyazı duvağından kadınların
Dün bir hülya eğretiden bozma rüzgâr
Açılmayan kapıları yarın diye yutturdular
Bir gün sen de küf kokulu gömleğine bir adamın iliklenip yiteceksin
Mağaranda bir ocaksın sahralarda yalpalanan sarhoş ılgım
Köklerini korkuluk niyetine taşıyorsun kadın
İnebilsen bir bu nehre
Itır akan otlarına bir koysan baş
Hiç olmasaydı kış ne de ki çıplak ağaç
Görür müydük mahsus saklanan sevişmelerini nehirli memleketlerin Budasalar ağaçları kuşa yazık
Ve de bir tarın simine can havliyle gönül veren nice yiğitlere
Devlet zoruyla bile aksın artık bu nehir
Başka bir temennim kalmadı öteden beri soluğu bağbozumunda alanlardan…
Kestane
Var olmadığın bir yerde
Elin de orada sehpanın kenarına konmuş bir yaprak
Gelişigüzel
Kendine demokrat halkla
Ulusların en güzelindesin
İlkel ereğinin sesiyle
Duvarlarına yaslanmadan yürü
Gideceğin en uzak yere geri döneceksin
İki savaş arasında
Cebindeki kestaneler yeter de artar bile
Yol yoldaşla baş edilir ancak
Yazmazsam olmayacaksın
Yazmazsam elin de olmayacak o sehpanın kenarında
Kestane yiyişin de
Ne de ki hayatın bağrından koparak tantanalı girişin koluma
Baktın ki hazmedilmesi zor sessizliğimin
Beni uçuruma it yol üstü.
Sevgiliden bozma
Şehrin en utangaç ağacının
Gölgesi yutmuştu dilimizi
Dökmeden üzerimize kozalaklarını Ginkgomuz
Kötü bir uykudan uyandık sen korktun
Bakışların uzaklara savruldu masum uzaklara
Bir oğlan çocuğu bacaklarından asılmıştı orda
Bir kadın da çok üzmüştü seni sevgiliden bozma anne kılıklı
Gök gümüş tepsi neresinden başlasaydık parlatmaya
Soruyorduk kendimize
Birileri düşünecek miydi bizi elli sene yüz sene sonra
O ağaç altı yerle bir olmadan
Fakat o an
Bisiklet gıcırtısı ve bir kadın
Öpülüyordu yeşilden kırmızıya elli metre ötede
Ve sen başın eğik
Biçilmiş taze ot kokuyordu gözlerinin ıslağı
Peren perendi soluğumuz
Bıraksaydın eğer
Bir tutam saçımı kesip yüzüne serecektim
Nerde nasıl yaşlanacaktık bilmeden
Can veren bir yaz akşamı saat yediyi geçerken şimdi
Kart çimenler mevsiminde rüzgâr esiyor yine
Hala gözümün önünde süt dişlerinle gülümsüyorsun
Kelepçelerin ağır gelmiyorsa
İki kez kornaya bas sokağı dönmeden
Elveda Angelo elveda…
Ölemeyenler
Uyanın artık
Son dansını izlediğiniz anılardan
Söyleyin neden bu korku
Oysaki biz gün ışığında duvak
Alt edilmez gecelerde lale şurubuyduk
Damlayan duvarlara
Var olmayan bir dilde yazamıyorduk çünkü
Bağırmasını da bilirdik
Titreterek saray bekçilerini
Bağrı yanık topraklarda
Öcülere meydan okuyorduk küçükken
Fakat şimdi
Mutsuz kadınlardan korkuyoruz
Açık sözlülüğümüz sessiz, saygılı
Berisinde sınırların
Fink atıyor polifonik ağıtları
Mezarlık ziyaretçisinin
Doğum kokuyor üst başımız
Biliyoruz her son şiirden önce
Vurdukça ölmeyen
Başkaldıran yenilmez öfkelerde
Elleri cebinde nankör halkların
Yaralı çocukları taşıyacak bizi öforilerde
Müəllif: Lamiyə Şirvanzadə
Oxuyun >> Gözündə tük var
Zaur Ustacın şeirləri haqqında


